tıkamak

-e, nsz
1) Bir şeyin ağzını, deliğini, içine konulan veya dışarıdan uygulanan bir nesneyle kapamak

Camına vurdular, açtı, Ahmet kızın ağzına bir mendil tıkadı.

- S. F. Abasıyanık
2) -i Yol, su, geçit vb. şeyleri bir engelle işlemez, akmaz, geçilmez duruma getirmek

Çağatay Osmanlı Sözlük. 2010.

Look at other dictionaries:

  • çanına ot tıkmak (veya tıkamak) — (birinin) sesini çıkaramayacak, kötülük edemeyecek bir duruma getirmek, susturmak İsterseniz çanıma ot tıkar, beni mahvedersiniz. O. Kemal …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • rüzgâr gelecek delikleri tıkamak — istenmeyen bir durum veya gelişmeye karşı her türlü önlemi almak …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • gedikleri tıkamak — çıkan veya çıkacak olan zorlukları önlemek …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • kulak tıkamak — (bir şeye) bir şeyi duymazlıktan gelmek Vücudu içinden duyduğu çöküntülere kulaklarını tıkar, gözlerini yumar. A. Ş. Hisar …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • lakırtıyı ağzına tıkamak — birinin sözünü bitirmesine imkân vermeden onu ters bir karşılıkla susmak zorunda bırakmak …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • ağız tıkamak — konuşma imkânı vermemek …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • lafı ağzına tıkamak — birinin rahatça konuşmasını engelleyip susturmak, söylemesine imkân tanımamak …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • sözü ağzına tıkamak — bir kimsenin konuşmasına fırsat vermeden kendisi konuşmaya başlamak …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • kulaklarını tıkamak — (bir şeye) dinlemek istememek …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • ağzını tıkamak — (birinin) sözünü kesmek, susturmak …   Çağatay Osmanlı Sözlük

Share the article and excerpts

Direct link
Do a right-click on the link above
and select “Copy Link”

We are using cookies for the best presentation of our site. Continuing to use this site, you agree with this.