tepegöz

is.
1) Derslerde, konferanslarda asetat üzerine yazılan yazıyı veya grafiği kuvvetli bir ışık kaynağı aracılığıyla perdeye yansıtan optik araç
2) sf. Dar alınlı, gözleri saçlarının bittiği yere çok yakın görünen (kimse)
3) sf. Dikkatsizce, sağa sola çarparak yürüyen (kimse)
4) hay. b. Medine kurdunun ara konakçısı, tepegözlerin örnek türü olan küçük kabuklu (Cyclops strenuus)

Çağatay Osmanlı Sözlük. 2010.

Look at other dictionaries:

  • Book of Dede Korkut — Statue of Dede Korkut in Nakhchivan, Azerbaijan. The Book of Dede Korkut, also spelled as Dada Gorgud, Dede Qorqut or Korkut ata (Turkish: Dede Korkut, Azerbaijani: Kitabi Dədə Qorqud, کتاب دده قورقود , Persian: کتاب دده قورقود , Russian: Книга… …   Wikipedia

  • Тепегёз — Басат убивает Тепегёза. Худ. Микаил Абдуллаев. 1956 год Тепегёз, или Депе Гёз (азерб. Təpəgöz, тур. Tepegöz)  одноглазый великан (дэв) в тюркской мифологии, рассказ о котором сводится к тому, что Тепегёз загоняет человека в пещеру, своё… …   Википедия

  • Dede Korkut — Statue in Nachitschewan Dede Korkut ist ein türkischer Erzählzyklus bestehend aus zwölf Geschichten. Es umfasst die ältesten überlieferten Elemente oghusischer Erzähltradition und ist eines der bekanntesten türkischen Sprachmonumente. Benannt… …   Deutsch Wikipedia

  • Türkische Mythologie — Die türkische Mythologie spiegelt die große Vielfalt unterschiedlicher Religionen wider, zu denen sich die Türken im Laufe ihrer Geschichte bekannten. Sie ist vor allem geprägt vom Tengrismus, dem alttürkischen Glauben. Eine wichtige Rolle… …   Deutsch Wikipedia

  • Циклопы — Запрос «циклопы» перенаправляется сюда; см. также другие значения. Одиссей и циклоп Полифем …   Википедия

  • Киклопы — Запрос «циклопы» перенаправляется сюда; см. также другие значения. Одиссей и циклоп Полифем …   Википедия

  • göz — is., anat. 1) Görme organı 2) Bazı deyimlerde, görme ve bakma Gözden geçirmek. Gözden kaybolmak. Göz önünde. Gözü keskin. 3) Bakış, görüş Bu sefer alacaklı gözüyle baktım. 4) Suyun topraktan kaynadığı yer, kaynak Asıl felaket bu pınara sırt… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • saydam — sf. 1) İçinden ışığın geçmesine ve arkasındaki şeylerin görülmesine engel olmayan (cisim), şeffaf Atlet vücudunu bütünüyle gösteren, saydam bir sabahlık giymişti. A. İlhan 2) is. Üzerindeki resim ve şekilleri beyaz bir zemin üzerine yansıtmak… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • tepe — is. 1) Bir şeyin en üstteki bölümü Pencere önünde dimdik durmuş, kocaman ağaçların tepesine bakıyordunuz. S. F. Abasıyanık 2) Bir yerin, bir nesnenin vb.nin üstü, hizası Ekşisu da trenden indikleri sırada güneş tam tepelerindeydi. N. Cumalı 3)… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

Share the article and excerpts

Direct link
Do a right-click on the link above
and select “Copy Link”

We are using cookies for the best presentation of our site. Continuing to use this site, you agree with this.