taş bilimi

is., jeol.
Taşların yapısını inceleyen bilim, litoloji, petrografi

Çağatay Osmanlı Sözlük. 2010.

Look at other dictionaries:

  • taş — is. 1) Kimyasal veya fiziksel durumu değişiklikler gösteren, rengini içindeki maden, tuz ve oksitlerden alan sert ve katı madde Kireç taşı. Oltu taşı. 2) sf. Bu maddeden yapılmış, bu maddeden oluşmuş 3) Bazı yerlerde ve işlerde kullanılmak için… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • bilim — is. 1) Evrenin veya olayların bir bölümünü konu olarak seçen, deneye dayanan yöntemler ve gerçeklikten yararlanarak sonuç çıkarmaya çalışan düzenli bilgi, ilim Benim sizden istediğim Türkçe yardım, bazı eski yazılı bilim ve tarih gibi ciddi… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • litoloji — is., jeol., Fr. lithologie Taş bilimi …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • litolojik — sf., ği, Fr. lithologique Taş bilimi ile ilgili …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • petrografi — is., jeol., Fr. pétrographie Taş bilimi …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • balık — is., ğı, hay. b. Omurgalılardan, suda yaşayan, solungaçla nefes alan ve yumurtadan üreyen hayvanların genel adı Birleşik Sözler balık adam balık bilimi balık çorbası balıketi balık eti balıkgözü …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • böcek — is., ği, hay. b. 1) Eklem bacaklıların, altı bacaklı, çoğu kanatlı ve vücutları baş, göğüs, karın olarak eklemlerden oluşmuş hayvan sınıfı, haşere 2) Istakoza benzer, uzunluğu 30 40 cm kadar olan, sarı renkli, kısa kıskaçlı, yenilen bir deniz… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • buzul — is., coğ. Kutup bölgelerinde veya dağ başlarında bulunan büyük kar ve buz kütlesi, cümudiye Birleşik Sözler buzul bilimi Buzul Çağı Buzul Dönemi buzul kar buzul kaynağı buzul masası …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • dağ — 1. is., Far. dāġ 1) Kızgın bir demirle vurulan damga, nişan 2) İyileştirmek için vücudun hastalıklı bölümüne kızgın bir araçla yapılan yanık 3) mec. Büyük üzüntü, acı Birleşik Sözler gözdağı 2. is. Yer kabuğunun çıkıntılı, yüksek, eğimli… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • göz — is., anat. 1) Görme organı 2) Bazı deyimlerde, görme ve bakma Gözden geçirmek. Gözden kaybolmak. Göz önünde. Gözü keskin. 3) Bakış, görüş Bu sefer alacaklı gözüyle baktım. 4) Suyun topraktan kaynadığı yer, kaynak Asıl felaket bu pınara sırt… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

Share the article and excerpts

Direct link
Do a right-click on the link above
and select “Copy Link”

We are using cookies for the best presentation of our site. Continuing to use this site, you agree with this.