kollamak

-i
1) Olmasını, ortaya çıkmasını beklemek, gözetmek

Kocamı kıskanıyor, aradan atmak için vesileler kolluyormuş.

- S. M. Alus
2) Göz önünde tutmak, gözlemek

Daima biraz kollayan, bir tilki gibi tetikte ve hamarat görünürdü.

- A. Ş. Hisar
3) Korumak, gözetmek

O güne kadar ona iyi bak, değerini bil, onu kolla, demişti.

- N. Araz

Çağatay Osmanlı Sözlük. 2010.

Look at other dictionaries:

  • zaman kollamak — 1) bir işin sırasını beklemek 2) uygun bir fırsat beklemek …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • fırsat kollamak (veya gözlemek) — yapmak istediği iş için uygun bir zaman veya bir durum beklemek Sonra fırsat kollamasını biliyordu ve tekme yapıştıracak, çelme takacak zamanı içgüdülerin şaşmazlığıyla seçiyordu. T. Buğra …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • gollamak-kollamak — gözetmek, arka çıkmak …   Beypazari ağzindan sözcükler

  • gözcülük etmek — kollamak, sağı solu kolaçan etmek Geceleri o uyudu ben nöbet tuttum, gündüzleri ben uyudum o gözcülük etti. K. Bilbaşar …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • dayanışmak — nsz, le Bir topluluğu oluşturan kişiler bir şeyi gerçekleştirmek için duygu, düşünce ve çıkar birliği göstermek, birbirini kollamak, mütesanit olmak …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • gözetmek — i 1) Korumak, bakmak, özen göstermek, himaye etmek Büyük kardeşler küçükleri gözetir. 2) Önem vermek, göz önünde bulundurmak, ayrı tutmak 3) nsz Kollamak, beklemek Fırsat gözetmek. Uygun bir zaman gözetmek. 4) Bir sonuca giderken bütün ayrıntı ve …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • gözlemek — i 1) Bir şeyin olmasını veya bir kimsenin gelmesini beklemek, intizar etmek 2) Dikkatle bakmak, tarassut etmek Hava değişikliklerini gözlemek havacılık için önemli bir iştir. 3) İncelemek, araştırmak 4) Gizlice bakmak, gözetlemek 5) Korumak,… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • kollama — is. Kollamak işi …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • şavullamak — i 1) Yoklamak veya kollamak ... kocasına düşen, gerçek niyetlerini ve duygularını böyle uzaktan şavullamak! A. İlhan 2) hlk. Şakullemek 3) Göz gezdirmek, araştırmak Yerimi şavulladım, yerleştim …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • zaman — is., Ar. zamān 1) Bir işin, bir oluşun içinde geçtiği, geçeceği veya geçmekte olduğu süre, vakit Zaman geçtikçe hafifleyecek yerde, daha ziyade ağırlaşan bir vicdan azabı duyarım. Ö. Seyfettin 2) Bu sürenin belirli bir parçası, vakit Efendiler,… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

Share the article and excerpts

Direct link
Do a right-click on the link above
and select “Copy Link”

We are using cookies for the best presentation of our site. Continuing to use this site, you agree with this.