kepçe

is., Far. kefçe
1) Sulu yiyecekleri karıştırmaya ve dağıtmaya yarayan, uzun saplı, yuvarlak ve derince kaşık

Tahta kaşık ve kepçe yontar, geçimini bunları satarak sağlardı.

- N. Araz
2) sf. Bu kaşığın alabildiği miktarda olan

Tabağına iki kepçe çorba koydu.

3) Erimiş madeni kalıba dökmek için kullanılan büyük kaşık
4) Saplı bir çembere geçirilmiş olan, balık veya kelebek tutmada kullanılan ağ
5) Tahıl, kömür, kum vb.nin yüklenip boşaltılmasında kullanılan, iki veya daha çok çeneden oluşmuş motorlu araç
6) sf. Bu aracın alabildiği miktarda olan
7) den. Gemilerde, ortasında dümenevi bulunan yuvarlak kıç çıkıntısı
8) sp. Güreşte hasmın arkasından bacakları arasına el sokma oyunu
Birleşik Sözler
Atasözü, Deyim ve Birleşik Fiiller

Çağatay Osmanlı Sözlük. 2010.

Look at other dictionaries:

  • kepçe kulak — sf., ğı Kocaman ve öne doğru kulakları olan (kimse) …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • kepçe surat — sf. Yüzü çok küçük olan (kimse) …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • kepçe gibi — kanat gibi öne doğru açılmış (kulak) …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • kazan (biri) kepçe — (bir yer) bir yeri etraflıca (dolaşmak, aramak) anlamında kullanılan bir söz İstanbul kazan ben kepçe, üç gün onu aradım …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • ağ kepçe — is. Ağdan örülerek yapılan ve balıkçılıkta kullanılan, uzun saplı sepet …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • bol kepçe — is. 1) Servis sırasında yiyeceği bol bol dağıtma 2) sf., mec. Cömert, eli açık …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • bi kepçe yiyipte yatmak — ağzının payını almak …   Beypazari ağzindan sözcükler

  • ISTAM — Kepçe …   Yeni Lügat Türkçe Sözlük

  • KAFŞELİL — Kepçe …   Yeni Lügat Türkçe Sözlük

  • dozer — kepçe …   Beypazari ağzindan sözcükler

Share the article and excerpts

Direct link
Do a right-click on the link above
and select “Copy Link”

We are using cookies for the best presentation of our site. Continuing to use this site, you agree with this.