çer çöp

is.
1) Çalı çırpı kırıntısı

Karısı ocağı tutuşturmak için olanca soluğu ile ateşi üflüyordu. Ocaktaki çer çöp yaştı.

- A. Sayar
2) Döküntü, süprüntü

Bir sokak köpeği gibi çer çöple geçinir ve geceleri kilisenin yanındaki köpek kulübeleri büyüklüğünde bir barakada yatardı.

- R. N. Güntekin
3) ünl. Bazı çocuk oyunlarında "dikkat" anlamında kullanılan uyarma sözü

Çağatay Osmanlı Sözlük. 2010.

Look at other dictionaries:

  • cop — apros·cop·i·nous; at·ter·cop; bom·ba·cop·sis; cer·cop·i·dae; cne·mi·do·cop·tes; con·i·cop·o·ly; cop; cop·i·er; cop·lin; cop·pa; cop·per·as; cop·per·head·ism; cop·per·ish; cop·per·ize; cop·pery; cop·ping; cop·ri·nus; cop·ro·culture; cop·ro·dae·al; …   English syllables

  • çöp — is., Far. çūb 1) Saman inceliğinde herhangi bir sap, dal veya tahta parçası Köşk o kadar sessizdi ki yere bir kibrit çöpü düşse çıkardığı ses işitilebilirdi. P. Safa 2) Yararsız, pis veya zararlı olduğu için atılan ufak tefek şeylerin hepsi… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • cercopidae — cer·cop·i·dae …   English syllables

  • dae — acan·thi·sit·ti·dae; ac·an·thu·ri·dae; acar·i·dae; ac·ci·pit·ri·dae; achet·i·dae; acras·pe·dae; acrid·i·dae; acroc·e·rat·i·dae; ac·ro·chor·di·dae; adap·i·dae; ae·ge·ri·i·dae; ae·gi·thin·i·dae; ae·gy·pi·i·dae; ae·o·lid·i·dae; aeto·bat·i·dae;… …   English syllables

  • süprüntü — is. 1) Temizlik yapıldığında toplanan toz ve çöp, çer çöp Elinde tuttuğu, içi süprüntü dolu faraşı merdivenlerin dibine boşalttı. E. E. Talu 2) mec. Bayağı, aşağılık şey veya kimse …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • çalkantı — is. 1) Deniz ve gölde dalgalanma 2) Çalkanmış şey Yumurta çalkantısı. 3) Kalbur yardımıyla ayrılan çer çöp 4) mec. Coşku Lodos rüzgârı es esebildiğine / Dinmesin gönlümdeki çalkantı. B. Necatigil 5) mec. Kargaşa ve bunalımın yol açtığı düzensiz,… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • selinti — is., coğ. 1) Yağış sebebiyle oluşan ufak sel 2) hlk. Sel sularının bıraktığı çer çöp …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • süpürmek — i 1) Bir şeyin, bir yerin üstündeki çer çöp, toz toprak vb. şeyleri süpürge, fırça veya başka bir araçla toplamak, temizlemek Dükkânların önünü çocuklar süpürür. S. F. Abasıyanık 2) mec. Çıkarıp atmak, kovmak Yanında binlerce kurbanlık ile /… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • a — acar·a·pis; ac·a·ri·a·sis; ac·a·ri·a·sis; ac·a·ri·na; ac·a·ri·nar·i·um; ac·a·rine; ac·a·ri·nol·o·gy; ac·a·ri·no·sis; ac·a·ro·ce·cid·i·um; ac·a·roid; ac·a·rol·o·gist; ac·a·rol·o·gy; ac·a·ro·pho·bia; ac·a·rus; acat·a·lep·sy; acat·a·lex·is;… …   English syllables

  • la — ab·cha·la·zal; ab·la·tion; ab·la·ti·val; ac·an·thel·la; acan·tho·ceph·a·la; ac·cep·ti·la·tion; ac·cu·mu·la·ble; ac·cu·mu·la·tion; ac·cu·mu·la·tive; ac·cu·mu·la·tor; aceph·a·la; ac·er·o·la; acet·y·la·tion; acet·y·la·tor; ach·a·la·sia;… …   English syllables

Share the article and excerpts

Direct link
Do a right-click on the link above
and select “Copy Link”

We are using cookies for the best presentation of our site. Continuing to use this site, you agree with this.